Savunma
MAHMUT TUNABOYLU'NUN MAHKEMEYE VERDİĞİ YAZILI SAVUNMA: T.C ÇORUM AĞIR CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE DAVA: Sayı:19129 2000/126 KONU: 24.10.200/saat: 10'daki duruşma için YAZILI SAVUNMAM Sayın Hakim: Tarafımdan yazılan ve Dost Haber Gazetesi'nde imzamla yayınlanan 'Koyunlar mezbahada ağlaşır, ayılara kıyak emeklilik yaraşır' başlıklı mizahi yazım nedeniyle hakkımda Türk Ceza Kanunu'nun 159. Maddesi uyarınca dava açılmıştır. Bildiğiniz gibi; Söz konusu maddede: 'Madde 159 - (Değişik: 5/1/1961 - 235/2 md.) Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini, Bakanlıkları, Devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya Adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahrir ve tezyif edenler bir seneden altı seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar. Birinci fıkrada beyan olunan cürümlerin irtikabında muhatap sarahaten zikre- dilmemiş olsa bile onlara matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına veya Büyük Millet Meclisi Kararlarına alenen sövenler 15 günden 6 aya kadar hapis ve 100 liradan 500 liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Türklüğü tahkir yabancı memlekette bir Türk tarafından işlenirse verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır. Madde 160 - (Değişik: 20/9/1946 - 4956/1 md.) 157. maddede yazılı suçu işleyenlerle Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve Büyük Millet Meclisi kararlarına alenen sövenler hakkında takibat yapmak sala- hiyeti doğrudan doğruya Cumhuriyet savcılarına aittir. 158 inci maddede yazılı hal ile 159 uncu maddenin birinci fıkrasında beyan olunan hususlar hakkında takibat yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır. ' denmektedir. *** Öncelikle şunu belirteyim ki, ben 25 yılı aşkın bir süreden beri Çorum yerel basınında ve yaygın basında edebi değer taşıyan yazılar yazmaktayım Yazılarımda kullandığım üslubu kamuoyu çok iyi bilmektedir. Bu üslup genellikle 'kara mizah' denilen tarzdadır. Bu 25 yıllık süre içinde demokratik-laik cumhuriyet ilkelerinden asla taviz vermemiş, yazılarımda sürekli olarak bu değişmez ilkeleri savunmuşumdur. Şimdi durup dururken savunduğum değerlere neden karşı çıkayım ki? *** EVET, BU ÜLKEDE MAALESEF KOYUNLAR MEZBAHADA AĞLAŞIR AYILARA KIYAK EMEKLİLİK YARAŞIR 'Koyunlar mezbahada ağlaşır, ayılara kıyak emeklilik yaraşır' başlıklı yazımda sosyolojik bir saptama söz konusudur. Burada anlatılan kıyak emeklilik yasasını meclisten geçirmeye uğraşan milletvekilleri değil, toplumun küçük bir bölümünü oluşturan ancak yine toplumun büyük bölümünün sırtından geçinen rantçılar, sömürücüler, türedi zenginler ve onların hiç de hoş olmayan halleridir. İddia edildiği gibi söz konusu sadece mâlum kıyak emeklilik olayına bir tepki olsaydı tarafımdan yazılmaya bile değer bulunmazdı. Çünkü o malum yasaya tüm Türkiye tepki gösterdi. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay üyeleri, söz konusu yasayı 'Son yılların en büyük siyasi ahlaksızlığı' olarak değerlendirdiler. O günlerde bu tür değerlendirmeler tüm basında yer aldı. Kaldı ki söz konusu yazımın ikinci kez yayınlandığı tarihte böyle bir şey (yani kıyak emeklilik yasası olarak adlandırılan yasa) yeni yeni konuşulmaya başlanmıştı. Birinci kez basıldığında (Çorum Haber-2.4.1998) ise henüz sözü bile edilmiyordu. Dolayısıyla, yazım sadece o güne özgü bir değerlendirme değil, bugün de rahatça okunabilecek güncel bir yazıdır. Ve korkarım temiz bir toplum yaratılmadıkça da hep gündemde kalacaktır. İçişleri Bakanı Tantan'ın da dediği gibi, şu günlerde ortaya çıkarılan pislikler buz dağının sadece görünen bölümüdür. Bu ülkede elleri kirli para tutan milletvekili de olsa, banka boşaltan hatırlı yeğen de olsa cezasını çekmeli, hesap vermelidir. Yazımın mantığı budur. *** Herkesin de bildiği gibi, Türkiye'de 6 milyona yakın insan, 65 milyonun sırtından geçiniyor. Bu mutlu azınlığın halleri hemen her gün TV'lerden izleniyor. Ülke insanı alın teriyle kazandığı üç kuruşun hesabını yaparken bu türedi zenginler, paradan para kazanan asalaklar, hiçbir şey üretmeyip sadece tüketen takım, halkın gözünün içine baka baka barlarda şampanya ile ıslattıkları ceketlerini yakmakta, dolarları havaya saçmakta, geleceklerini garanti altına almış mutlu bir azınlık olarak bir nevi kıyak emekliliğin tadını çıkarmaktadırlar. Bunlar parayı bir güç olarak kullanmakta, bu gücü ellerinde bulundurmak için de ne ahlaki ne de insani hiçbir değere, kurala aldırmamaktadır. Görgüsüzlük, terbiyesizlik artmakta, geleneksel kültürümüz yozlaştırılmaktadır. Bütün bu davranışların halkın yaşayan dilindeki karşılığı 'ayılıktır. Ayrıca bu kavram (yani ayı) tüm dünyada güçlüler için kullanılır. Bu borsada da böyledir. Gazetelerin ekonomi sayfalarında onları 'ayılar' başlığı altında görebilirsiniz. 'Armudun iyisini ayılar yer' özdeyişi herhalde sadece gerçek ayılar için söylenmemiştir. *** YAZIM TAMAMEN KAMU YARARINADIR Anayasanın 13. maddesi, kişinin maddi ve manevi varlığı ile diğer hak ve özgürlüklerin “kamu yararı” amacıyla sınırlanabileceğini kabul etmiştir. Anayasaya uygun olarak hazırlanan iletişim ile ilgili diğer hukuk kuralları ve bunlara uygun yargı kararları da aynı sınırlama sebebini kabullenmiştir Basın bir yandan kamuoyunu oluştururken, diğer yandan da çokseslilik, herkesin yayın ortamında görüş, düşünce ve eleştirilerini açıklamasıyla demokrasi kültürünü yerleştirmektedir. Bu kamu görevini yapabilmek için Basın’ın özgür ve halka dönük olması gerekir. Kitle iletişim araçlarının çok sesli olması, her konunun özgürce ve tüm tarafların temsil edildiği ortamlarda tartışılmasını sağlayacaktır. Halka doğru bilgi verip çeşitli tartışmalarla onun tercihlerinin doğru yönlenmesini sağlayacaktır. Bu tartışmalarla kamuoyu oluşacak ve benzer fikirleri olanlar diğerleriyle iletişim kuracak ve topluluk oluşacaktır. Toplulukların bir düzen içinde örgütlenmesi ile baskı gurubu oluşturan halk devlet yönetiminde alınan kararlara katılacaktır. İşte böyle bir işlev üstlenecek olan Basın aracılığıyla halka bilgi vermek, tartışmaları yansıtmak kamu yararını gerçekleştirmektedir. Doğal olarak da basının işlevi kamu yararına yönelmiş olacaktır. Kamu yararı sadece halkın önemli çıkarlarını içermektedir. Bunun dışında hiçbir şey kavramın içine eklenemez. Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinin 30.5.1974 tarih, 2113 Esas 2898 Karar sayılı ilamında; haber niteliği yönünden şöyle denilmektedir. "Gazeteler meslekleri gereği haber niteliği olan olayları halka duyurmak hak ve ödevi içindedirler". Yayının haber niteliği taşıyabilmesi için, kamu yararı sağlayacak nitelikte bulunması gerekir. Yayınlanmasında "kamu yararı” bulunmayan haberler, eleştiriler, bilgi ve yorumlar kişilik haklarını zedelerse, hukuka aykırı olur ve manevi tazminata yol açar. Tekrar edersek, haber ya da yorumun hukuka aykırı olması için en önemli şart, yayınında kamu yararı bulunmamalıdır. O bakımdan, yazım tamamen kamu yararı gözetilerek yazılmış mizahi bir kınamadır! NEDEN KINAMA? Evet, özünde bu bir kınama yazısıdır da... Siz de bilirsiniz ki, hukukumuza göre, 'Kınama amacının, hakaret kastını ortadan kaldırdığı, eskiden beri kabul edilmiştir. Gerçekten başkasının bir kusurunu yüzüne vuran, ona bir daha bu gibi ahlaka veya hukuka aykırı hareketlerde bulunmamasını dileyen kimse, sert bir lisan kullansa ve karşısındakini incitse bile, kişiyi yükseltmek gayesiyle hareket ettiğinden, suç işlemiş olmaz' Yazımda yapılan eleştiriler bu ülke insanını iyiliği içindir. Kendi çıkarlarım için değildir. Yazımda birtakım olumsuzluklar eleştirilerek, kimsenin kimseyi ezmediği, sömürmediği, daha huzurlu ve güvenli bir yaşam amaçlanmıştır. O nedenle de bir kınama olarak değerlendirilmelidir. HERKES HERKESİ BİRBİRİNE HAKERET ETMEKLE SUÇLAYABİLİR Türkiye’deki gibi alınganlık katsayısı gelişmişlik katsayısının üç çıta yukarısında olan toplumlarda herkes herkesi “bana hakaret etti" diyerek suçlayabilir, hatta içeri attırtabilir. Mizah yazarlarından biri (Gani Müjde) Turgut ve Semra Özal’a şişman dediği için, ismi lazım değil bir gazeteciye de geri zekalı dediği için yargılanmıştı. Gani Müjde'nin Mahkemeye tartı ve zeka testi getirerek iddialarını ispatlama isteği reddedildiği için iddialarının doğruluğunu kimse öğrenemedi. Ama biz bu davalar sonucunda çok önemli bir şey öğrendik. Örneğin birine günaydın dediğiniz için kendinizi demir parmaklıklar arkasında bulabilirsiniz. “Sayın hakim sayın savcılar, Bu adam bana günaydın diyerek hakaret etmiştir. Ben günümün aydın olduğunu bilmiyor muyum efendim. Kör müyüm ben? Bu adam bana günaydın diyerek kör olduğum imasında bulunmuştur. Bu nedenle cezalandırılmasını talep ediyorum efendim." diyebilir. Hukuk herkese gereklidir. Mahkeme kapısı herkese açıktır. Fakat hoşgörü diye de bir şey vardır. Öyle olmasa ne La Fonten, ne Ezop, ne Nasrettin Hoca, ne Keloğlan olurdu. Kimse karikatür çizemez, resim yapamaz, tiyatro oynayamaz, film çekemezdi. Mizah yazarlığı zordur. Toplumdaki aksaklıkları, insan davranışlarındaki yanlışlıkları, yöneticilerin durumlarını hicvederken hep keskin bir bıçağın üstünde yürürsünüz. Denge azıcık bozulduğu zaman yazdığınız yazı aniden hakarete dönüşebilir, edebi olmaktan çıkar. KASTIM HAKARET DEĞİL Değerli mahkemenizin de bildiği gibi hukuk sistemimizde HAKARET KONUSUşöyle açıklanmaktıdır: 'Hakaret suçunun manevi unsuru, kasıttır. Kasıt, yayıncının hakaret olacağını düşündüğü bir söz ya da görüntüyü bile bile yayınlamasıdır. Hakaret kasdının bulunup bulunmadığını hakim, hakaret oluşturan yayının özelliğine, işlendiği yere, zamanına ve şartlarına göre takdir eder. Bu nedenle eleştiri, bilgi verme, kınama, savunma, anlatma, şaka ve karşılık verme amacı ile yapılan yayın hakaret oluşturmaz.(71) MİZAH BİR NEFS-İ MÜDAFADIR, BİR ÖZ SAVUNMADIR İnsanlık tarihi boyuca yönetenlerle yönetilenler hep olmuştur. Mizah, kimsenin yönetenlere karşı sesini çıkaramadığı dönemlerde bir nefs-i müdafaa olarak ortaya çıkmıştır. Toplumdaki aksaklıkları anlatmanın, karşı koymanın, eleştirmenin bir yolu da bu olmuştur. Olumsuz koşullar içinde bunalan insan derdini mizah yaparak anlatmıştır. İnsanların başından geçen olayların sanki hayvanların başından geçmiş gibi anlatmak da eski bir mizah geleneğidir. Ezop'un, La Fonten'in yaptığı budur. Keloğlan'ın uğraştığı devler ülkeyi yönetenlerden başkası değildir. Bir dönemin taassup ve baskı rejimine direnen Karagöz ve Hacivat bize neyi anlatır? SON SÖZ: Sayın Hakim: Bir yazarı en iyi savunan yine yazdığı yazıdır. Yazımın kendi kendini savunduğu kanısındayım. 'Öyle demek istememiştim de şöyle demek istemiştim' gibi açıklamalar yapmak zorunda kalıyorsam bu elbette yazı yazmaktaki yeteneksizliğimden değil, dava konusu olmasındandır. Eğer yine de vicdanlarda en küçük bir kuşku uyandırıyorsam, yazımın bilirkişi tarafından değerlendirilmesine karar verilmesini takdirlerinize bırakıyorum. Yazımda kime ne demek istediğim, gayet açık ve nettir. Değerli mahkemenizin adil bir karara varacağından kuşkum yoktur. Saygılarımla. 20.10.2000 Mahmut Tunaboylu Gazeteci -Yazar (Dava konusu olan yazı) KOYUNLAR MEZBAHADA AĞLAŞIR AYILARA KIYAK EMEKLİLİK YARAŞIR MAHMUT TUNABOYLU Köprüyü geçene kadar ayıya neden 'dayı' diyoruz? "Yuh ulan ayı!" diye kime sesleniyoruz? "Ayı gibi herif" kim? Armudun iyisini neden hep ayılar yer? İşte sizi aziz mubarek günde yeterince uyuz edecek ve günaha sokacak birkaç soru... Buyurun bakalım! HER TÜRDEN MAHLUKATA İLGİ DUYMUŞUMDUR... Uyumadan önce koyun saymış, Canım isterse tekeden süt sağmışımdır... Lakin ayılarla bir türlü anlaşamamışımdır. Şu yaşıma gelmişim, kargadan başka uşlar da tanımışımdır... Kazları yemlemiş, tavuklara horozlanmışımdır.... Hindi 'Kel Fatma' gibi kabarmışlığım da olmuş ve fakat Ayı Yogi'lerden hazzetmemişimir. Ya ne yapmışımdır? "Höst ulan ayı!.." demişimdir. Lakin o bildiğini okumuş, "Hamamda karılar aha şöyle bayılır..." diyerekten beni uyutmuş, her daim ayağıma basmıştır. Yalnız ayağıma basmakla kalsa iyi, burnuma halka takmaya bilem kalkmıştır. Tabii biz de öküz değilizdir, keleğe gelmemişizdir... Ya ne yapmışızdır? "Koyunlara özgürlük, kahrolsun ayılar!.."diye slogan atmış, başımızı belaya sokmuşuzdur!.. ÜSTAD GANDİ'NİN SÖZLERİNE DİKİZ Hindistan'a bağımsızlığını kazandıran eşsiz devrimci Mohandas Gandi, "Bir ülkenin büyüklüğü, o ülke insanlarının hayvanlara nasıl muamele ettikleriyle ölçülür!.." demiştir. Ve fakat niye böyle bir lakırdı etmiştir? Maksattaki gayesi nedir? Bu lakırdının ucu bize dokunmakta mıdır? İşte bu yazımızda bütün bu önemli soruların cevabını arayacak, derin felsefi konulara girip, Çiller hanımın deyimiyle, telef olacağızdır!.. DARVİN KEFERESİ NE DEMEK İSTEMİŞTİ? Hep yazdım...bir aralar kafayı Darvin'e takmıştım. Yazdığı 'Türlerin Kökeni' adlı kitaba balıklama dalmıştım... Onun bunun dediğine göre, Darvin efendi kitabında, insanların maymundan geldiğine hükmetmekteymiş, lakin ben o konuda tek bir satır bulamamış, düş kırıklığına uğramıştım. İşte o an kafamda bir şimşek çakmış, hemen bir karşı teori geliştirmiştim. Teorime göre, insanoğlu maymundan değil, koyundan gelmekteydi ve ben bunu geç de olsa anlamıştım. Bunu şundan çıkarmıştım: İnsanoğlu, aynen koyunlar gibi, genellikle hep bir liderin peşinden gitmekteydi ve bu durum toplumsal hayat başladığından beri hep böyleydi... İNSAN NESLİ KOYUNDAN TÜREMİŞSE AYILAR NEYİN NESİ? Bu müthiş teorimi Bilim Dergisi'nde bir makale ile açıklamaya hazırlanıyordum ki yeniden içime bir kurt düştü ve müthiş teorim sırça saraylar gibi aniden tuzla buz oluverdi. Evet, teorimde gerçek payı vardı... İnsanoğlu koyunlarla büyük benzerlik gösteriyordu. İyi de, ayılara ne demeliydi? "Yuh ulan ayı!..." lafı nerden türemişti? "Ayı gibi herif" kimdi? "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı..." niçin denilmekteydi? Bu akrabalık nerden geliyordu? Meselenin mahiyeti neydi? Armudu aşlamalı, Dibini taşlamalıydı... Ve fakat, armudun iyisini neden ayılar yemekteydi? Bu ve bunun gibi sorular bana epey bir süre "Vay anasını be!.." dedirtti. KÖTEK YİYEN KOYUN "MEE!.." DER... Koyun kısmı ner an kurban edilmeye hazır ve nazırdı. Yününden giysi, derisinden davul, sütünden yoğurt yapılmaktaydı... karşılığında da sürü sahibinden kötek yemekteydi. Üstelik bütün bu sömürüye ve zulme karşılık sadece masu bir 'mee' sesi çıkarmaktaydı. Birarada yaşamayı sevse de örgütlenmek gibi bir şey aklına bile gelmemekteydi. Tabi bunun çeşitli nedenleri vardı. Ara sıra sürüye kurtlar dalar, çil yavrusu gibi dağıtırdı. Baştaki çoban ve köpekleri de cabasıydı... AYILAR KORUMA ALTINDA, KOYUNLAR MEZBAHADA... Ancak, ayılar cephesinde durum farklıydı. Bi kere onlar koruma altına alınmıştı. Ulusal parklarda yaşar, balın en kralını yiyip geğirir, kış boyunca yan gelip yatarlar ve osururlardı. Yogi'den örnek verirsek, çoğu ayı göbekli ve kalın enseliydi. KELLİDİR FELLİDİR, AYI DEDİĞİN HOMURTUSUNDAN BELLİDİR Peki nasıl oluyordu da bu ayı milleti koruma altına alınıyordu? Bunların ne sütünden, ne derisinden, ne de yününden yararlanılıyordu. Heme tümü hırsızlık ve talanla geçiniyor, karşı koyan olursa güçlü pençelerini kullanarak gözdağı veriyordu. Korkutmak ve sindirmek için bazan homurtuları bile yeterli olurdu... Zaten ayı dediğin iyi homurdamasından belli olurdu. AVRUPA BİRLİĞİNE GİRERKEN AYILARI EMEKLİ ETMENİN ZAMANI GELDİ Eskiden, yani bizim çocukluğumuzda, ayıların burnuna halka takarlar, sokaklarda gezdirirlerdi. Sonraki yıllarda burnu halkalı ayı nesli iyiden iyiye azaldı. Hayvanseverlerin gönlü ayıların burnuna halka takılmasına razı gelmedi. Durumu protesto ettiler. Hükümet de bu protestolara kayıtsız kalmadı ve ayıların burnundaki halkalar çıkartıldı. Durum böyle olunca, çocukluğumuzda sık sık duyduğumuz, "Minareye çıktım bakarım, Kendimi aşşağıya atarım, Osman emmim ayı olmuş, Burnuna halka takarım!.." türünden maniler söylemenin de bir anlamı kalmamıştı. Yani ayılar normal yoldan emekli olmuş, özgürlüklerine kavuşmuşlardı. AMA BİR DE KIYAK EMEKLİ OLAN AYILAR VAR İyi de, hâlâ kafam karışıktı... Normal yoldan emekli olup köşesine çekile ayıların yanında, bir de kıyak emekli olup el üstünde tutulan ayılar vardı. Avrupa Birliği'ne girmeye hazırlandığımız şu günlerde bu yaman bir çelişki değil miydi? Şimdi bu ayılar bir eli yağda, bir eli balda, özel hayvanat bahçelerinde keyif çatarken, çocukluğumuzun burnu halkalı ayılarına haksızlık değil miydi? GELDİK YİNE ÜSTAD GANDİ'NİN DEDİĞİNE... Gandi'nin dediğine bakarsanız, bir ülkenin büyüklüğü, hayvanlara nasıl muamele ettiğiyle ölçülmekteydi. Bu lafa göre, ülkemizde ayılar koruma altında iyi muamele görmekte, koyunlara zulmedilip sömürülmekteydi. Durum böyle olunca, ülkemizin büyük mü, küçük mü olduğu nerden anlaşılacaktı? Buyurun, burdan cevaplayındı!.. Aziz-mubarek günde günaha girmeden, hadi bakalımdı!.. ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ekstralar
 




Web'te Türkçe

 
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol