Part 1
 
 
 
 
 
 
BİR ÇİFT MAVİ KANAT
Çocuk Romanı
Mahmut Tunaboylu
 
 
 
 
 
 
Meram Evleri 6.sk. No:18
19100 ÇORUM
tel: (364) 224 81 65
 
 
 
 
BİRİNCİ BÖLÜM
 
                Fİ TARİHİNDE BİR YERDE...
                BELKİ ÇOK UZAK,
                BELKİ DE ÇOK YAKIN BİR ORMANDA,
                BİR KAPLUMBAĞA AİLESİ YAŞARDI...
 
                BİR GÜN,
                BAY KAPLUMBAĞA,
                BAŞLATMAK IÇIN ÇATIŞMAYI,
                ÖNEMLİ BİR KARAR ALDI...
               
               
                BİR AY ÖNCE
               
                Bay Kaplumbağa, insanoğlu için küçük, kendisi için büyük bir tümseğe çıkıp oturdu...
                Yorulmuştu...Alnındaki terleri silerken:
                "Ay, of!..Çok yoruldum. Yarış yerine gidinceye kadar hiç halim kalmayacak," dedi.
                Tavşanla yarışı vardı...
                Bilirsiniz hani...
                Tavşanla bir kez yarışmış ve kazanmıştı. Şimdi o yarışın rövanşı vardı...Doğrusunu isterseniz, kazanacağını hiç ummuyordu. Tümseğe çıkıncaya kadar canı çıkmıştı. Bu haliyle nasıl koşabilirdi, nasıl yarışabilirdi ki? Hem de hız konusunda rüzgara bile kafa tutan bir tavşanla?
                Birden,
                "Hişt...Hişt !." diye bir ses duydu...
O da kimdi ?
Sağa sola bakındı, kimseyi göremedi.
"Benim...Yukarı bak!" dedi ses..."Bilge Baykuş'um ben."
Başını kaldırdı, yukarı baktı...
"Evet, gördüm seni," dedi Bay Kaplumbağa.
Bilge Baykuş, yüksekçe bir ağacın dalına tünemişti...
"Görüyorum ki, tavşanla yarışmaya gidiyorsun," dedi gözlerini fıldır fıldır döndürerek ve küçümseyerek.
Bay Kaplumbağa, yutkundu:
"Evet."
"Boşuna yorulma. Nasıl olsa kazanamazsın."
"Neden? Bir kez kazanmıştım...Şimdi neden olmasın?"
Bilge Baykuş, kafasını salladı iki yana...
"Doğru, kazanmıştın. Ama o çok eskilerde kaldı. Şimdi engeller çoğaldı. Hem yalnız sen değil, hepimiz mavi kanatlar takmazsak, hiçbir yarışı kazanamayız, " dedi...Ve uçup gitti.
Bay Kaplumbağa, Bilge baykuş, gökyüzünde, bulutların arasında kayboluncaya kadar arkasından baktı...
Söylediğinden hiçbir şey anlamamıştı...
 
BİR AY SONRA
 
Bay ve Bayan Kaplumbağaların yatak odası...
Sabah...
Saatin tik-takları...
İkisi de uyuyordu...
Görünürde her şey normaldi...
Ama biraz sonra, yani saat çalınca müthiş bir macera başlayacaktı...
Tik-tak...Tik-tak...Tik-tak...
Ve saat çaldı...
Tam yedi kırk dörttü.
Bay Kaplumbağa, yataktan fırlayıp kalktı.
Aceleyle gömleğini giyindi...Terliklerini aramaya başladı.
Yatağın altına girip çıktı...
Terliklerini bulmuştu...
"Bayan Kaplumbağa...Bayan Kaplumbağa...Kalk. Saat 7.44," dedi.
Karısı hiç aldırmadı. Uykusu ağırdı.
Bay Kaplumbağa, aceleyle pencereyi açtı...Çok heyecanlıydı.
"Uyansana canım...Hadi," dedi yeniden.
Bayan Kaplumbağa, kafasını yastığın altına soktu.
"Ne var?" dedi homurdanarak.
"Hadi kalk. Kaçıracaksın yoksa manzarayı."
"Öf, uykum var. Rahat bırak beni lütfen."
Bay Kaplumbağa yalvardı:
"Sonra yine uyursun. Hadi güzel karıcığım. Bak, saat 7.44...İşitiyor musun beni?
Bayan Kaplumbağa, yine homurdandı, yanakları şişip indi.
Bay Kaplumbağa ısrarlıydı, onu dürtükledi:
"Hadi, kalkıver."
                Bayan Kaplumbağa, birden kafasını yastığın altından çıkarıp doğruldu:
                "Bana ne 7.44'se? Sabah sabah derdin ne senin? Hem bugün pazar. Ne diye erkenden kalktın? Her gün yaptığın saçmalıktan bugün bari vazgeçsen olmaz mı?"
Bay Kaplumbağa, karısının hiddeti karşısında sindi...
                "Tamam, tamam. Uyu öyleyse...Öyle heyecanlıyım ki. Keşke bu heyecanı benimle paylaşsan."
                Bayan Kaplumbağa, yeniden başını yastığa gömdü.
Bay Kaplumbağa, pencereye gitti. Havayı soludu:
"Oh!. Sabah havası gibi yok. Biraz isli, puslu, kumlu ama olsun. Şu bulutların güzelliğine, göğün eşsiz maviliğine hiçbir şeyi değişmem dünyada. Ah, ne güzel şeydir kim bilir gökyüzünün yükseklerine, geceleri yıldızların parladığı yerlere ulaşmak!"
Saatine baktı...
Beklediği an gelmişti...
"İşte geliyor!" diye bağırdı.
Gelen bir uçaktı ve yaklaşıp uzaklaşırken zavallı ev fena halde sarsıldı, odadaki eşyalar salandı, sanki her şey korkudan tir tir titredi.
Her sabah aynı saatte, yani tam 7.45'te evin üstünden geçerdi. Çünkü; o 7.45 uçağıydı ve asla rötar yapmazdı.
Bay Kaplumbağa, uçak gürültüyle pencerenin önünden geçerken sevinçle göbek attı...
Bayan Kaplumbağa, yastığa gömdüğü kafasını kaldırıp onu seyretmeye başlayınca da, utancından kıpkırmızı oldu.
"Kapat şu pencereyi!" dedi sertçe Bayan Kaplumbağa...
"İyice üşüttün sen...Yani, üşüteceksin."
Bay Kaplumbağa, hâlâ rüyada gibiydi...
"Kalkmadın. Göremedin. Ah, öyle güzel süzülüşü vardı ki," dedi ağzının suyu akarak.
Bayan Kaplumbağa, aynı düşüncede değildi:
"Nerden yerleştik bu eve sanki?" dedi homurdanarak. Sonra da kalkıp giyinmeye başladı...
"Başka oturacak yer yokmuş gibi, gelip havaalanının burnunun dibine yerleştik. Belki bin kezdi aynı görüntüyü seyrediyor, aynı gürültüyü dinliyorsun. Hâlâ bıkmadın. Kusura bakma ama bu yaptığına delilik denir."
"Ne yapayım karıcığım? Elimde değil. Uçmayı seviyorum. Kuş olmalıymışım ben. Ama kaplumbağa olmuşum işte."
"Hâlâ kapatmayacak mısın şu pencereyi? Soğuk geliyor."
"Tamam, tamam."
Gidip pencereyi kapattı Bay Kaplumbağa ve özür diledi:
"Biliyorum, yaptığımı delice buluyorsun ama yine de bana katlanıyorsun. Bak, eğer seni kızdırıyorsam lütfen söyle..."
"Yok canım...Niye kızayım? Biraz sinirlerim bozuluyor o kadar. Sabahın köründe gürültüyle uyanmanın ne kötülüğü olabilir ki!.."
Birden bağırmaya, dövünmeye başladı...
"Delireceğim!..Anlıyor musun? De-li-re-ce-ğim!.."
Bay Kaplumbağa, onun gönlünü almak için dil dökmeye başladı:
"Canım kaplumbağacığım...Delice tutkun olduğum iki şey var şu dünyada: Sen ve uçmak."
"Uçmak ve sen desen daha doğru olurdu."
"Haksızlık ediyorsun ama...Her zaman önce seni düşündüğümü biliyorsun. "
"Yalancı sen de..."
"İnan doğru söylüyorum...Yalanım varsa sırtüstü devrileyim de, kalkamayayım!"
"Bir gün o da olacak, merak etme."
Birlikte mutfağa geçtiler...
Bayan Kaplumbağa, çaydanlığa su koyarken televizyonu da açtı.
Kanalın birinde çılgın bir müzik programı vardı...VJ, bas bas bağırıyordu:
"Bugün Pazar!. Orman TV tüm orman sakinlerine mutlu sabahlar diler. Ne sıkıcı bir gün değil mi sevgili seyirciler? Biri çıkıp bir çılgınlık yapsa, ne iyi olur. Hadi onu birazcık kışkırtalım vee Çılgın Çekirgeler Topluluğu'ndan neşeli, canlı, fıkır fıkır ve şıkır şıkır bir clip seyredelim...Bayan Minik Cırıltı söylüyor; cır-cır da cır-cır..."
Bay Kaplumbağa, oynayarak tuvalete gitti ve bir süre sonra karısı kahvaltı masasını donatırken içerden sesi duyuldu:
"Karıcığım...Bil bakalım, ne yapıyorum?"
"Tuvalette ne yapılır?"
"Öyle değil canım...Yani düşünüyorum."
"Neyi?"
"Uçmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu...Biliyor musun, karar verdim..."
"Neye?"
Bay Kaplumbağa, yıkadığı ellerini kurulayarak geldi...Çok önemli bir karar vermiş gibi gururla dikildi.
"Kanat bırakacağım!.."
Bayan Kaplumbağa bu sözün üstünde durmadı...Kahvaltı masasını donatmayı sürdürdü...Ne de olsa titiz biriydi. Çatallar, bıçaklar, kaşıklar yerli yerinde durmalıydı...
"Kaç kere bıraktın. Yakışmıyor işte," dedi.
Bay Kaplumbağa şaşırdı.
"Ne yakışmıyor?"
"Sakal."
"Sakal demedim, kanat dedim. Kanat...Ka-nat!..Demin tuvaletteyken enine boyuna düşündüm bunu..."
"Rica ederim başlama yine. Sabah sabah hiç havamda değilim."
"Ama ben çok ciddiyim."
"Peki nasıl yapacaksın bunu?"
"Henüz bilmiyorum. Ama başaracağıma eminim. Müthiş bir şey olacak bu. Göklerde yükselmek, ağaçların üstünde kanat açmak, kuşların ardına düşüp uzaklara, temiz havası, suyu olan ülkelere göç etmek bir kaplumbağa için ne demektir, bilir misin?"
"İyi bir şey olalı herhalde."
"İyi de söz mü? Olağanüstü bir şey bu. Artık uçmanın zamanı geldi."
"İyi de, nasıl uçacaksın? Amatör kuş kurslarına mı katılacaksın?"
"Yoo...Kendim yapacağım."
Bayan Kaplumbağa şaşırdı. Zaten bu sabah şaşırmaktan yapa şansı epey açıktı.
"Anlamadım?" dedi patlak gözlerle. Bir an kocasının delirdiğini sandı.
Bay Kaplumbağa onun ne düşündüğünü anladı.
"Çok ciddiyim!."
Bayan Kaplumbağa kekeledi:
"Peki, peki, bıraktın diyelim...Uzaklara uçabilecek misin bakalım?"
"Hem de nasıl. Artık bu ormanın yaşanacak hali kalmadı. Uzaklara gitmek gerek. Nefes bile alamıyorum buralarda. Bu işi iyice öğrendikten sonra seni de götüreceğim tabi. Birlikte gideceğiz o yeşil ülkeye. Hem, bir amaç uğruna yaşamalı demez miydin hep? Gelgeç hevesler artık mutlu etmiyor beni."
"Bırak böyle düşünceleri canım. Fazla taktın kafana. İlle de bir hobi edinmek istiyorsan kuru yaprak biriktir. Eski sümüklüböcek kabuğu koleksiyonu yap...Ne bileyim? Onun gibi uğraşlar bul."
Bay Kaplumbağa kızdı.
"Of!..Anlamıyorsun ki beni."
"Anlıyorum, anlıyorum...Bak bu evden taşınırsak her şey kendiliğinden düzelecek. Şöyle daha az gürültülü bir yere taşınırız mesela...
"Daha az gürültülü mü? Öyle bir yer kaldı mı ki? Hem öyle bir yer bulduk diyelim, kirası ne kadar tutar haberin var mı?"
"Canım bütçemize uygun bir yer buluruz belki."
Bay Kaplumbağa, aniden salondaki boy aynasının önüne gidip gömleğini çıkardı.
Bayan Kaplumbağa şaşkınlıkla peşinden gitti.
"Seyret şimdi..." dedi Bay Kaplumbağa ve bir taburenin üstüne çıktı. (Bunu nasıl başardığını sormayın, bilmiyorum)
Bayan Kaplumbağa, şaşkın şaşkın ona bakarken, o omuzlarını inceliyordu.
"Bak, bak, bak!..Görüyor musun?"
"Neyi?"
"Kürek kemiğimin üstündeki kemiği?"
"E, ne olmuş?"
"Şimdi onu iyice sündüreceğim."
Bay Kaplumbağa, dediğini yaptı ve omuzlarını bir süre mıncıkladı...Sonra da eşine gösterip, fikrini sordu:
"Nasıl oldu?"
"İyice kızarttın."
"Onu demiyorum...Bak...Şimdilik bir sineğin kanatları kadar. Ne de olsa henüz ilk çalışmam. Bıkmadan, usanmadan bunu tekrarlamam gerekiyor. Başarı öyle kolay elde edilmez değil mi? İki mıncıklamayla deri sünseydii...Bak şimdi bir deneme uçuşu yapacağım. İyi bak...Hooop!.." dedi ve tabureden atlayıverdi...
Sonra mı?
Bir kaplumbağa tabureden atlayınca ne olursa o oldu işte. Yüzükoyun düştü.
Bayan Kaplumbağa, çığlık atarak yanına koşu. Ama Bay Kaplumbağa hiç bozuntuya vermedi. Hiçbir şey olmamış gibi kalktı...
"Dedim ya? Sadece küçük bir denemeydi. "
Fakat birden acı ile bağırdı:
"Of!..Ay!..Bütün kemiklerim kırıldı galiba."
"Oh olsun!..Kırılır tabii," dedi Bayan Kaplumbağa. "Yalnızken bunu sakın bir daha deneme. Sırtüstü düşersen, bir daha kalkamazsın...Çattık! Deli misin, nesin?"
"Delilikle ne ilgisi var bunun? Kanatlarımın taşıma alanı daha pek küçük, hepsi bu. Ne sanıyorsun? Kanat çıkarmak kolay mı? Öyle ha deyince kanat çıksa...Ohooo...Herkes çıkarır."
Birlikte kahvaltı masasına doğru yürüdüler...
Bayan Kaplumbağa, zor günlerin başladığını hissetmişti.
Çok, ama pek çok zor gün bekliyordu kendisini...
 
KANAT ÇIKARMA ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR
 
Akşama doğru kapı zili çaldığında Bayan Kaplumbağa ütü yapıyordu.
Gidip kapıyı açtı ve sırtında koca bir torbayla kapının önünde duran kocasının kendisine gülümsediğini gördü.
"İyi akşamlar hayatımın anlamı, yaşama sevincimin kaynağı, şirinlik anıtım," dedi ve abartılı bir selam vererek içeri girdi Bay Kaplumbağa.
Bayan Kaplumbağa, böyle övgülerden hoşlanmıyordu.
"Ee, uzattın ama," demişti Bay Kaplumbağa konuşurken.
Bay Kaplumbağa, sırtındaki torbayı mutfağa götürdü.
Karısı arkasından giderken onu izliyordu.
"Ne bu?" diye sordu.
Bay Kaplumbağa, torbayı mutfağın orta yerine bıraktı...Kan-ter içinde kalmıştı. Belli ki torba epey ağırdı ve onu taşımak yorucu olmuştu.
"Kanat bırakmama yarayacak ilaçlar aldım, dedi Bay Kaplumbağa.
"Yiyecek almadın mı?" diye sordu Bayan Kaplumbağa.
Öteki bir sandalyeye otururken başını salladı iki yana.
"Hayır. Fil dişi, kurbağa bacağı, gergedan boynuzu...Onun gibi şeyler aldım işte."
"İyi...Akşam yemeğinde onları yeriz öyleyse."
"Yemeği düşünen kim karıcığım? Bunlar kanatlarımı çıkarmam için yardımcı olacak şeyler...Şimdi bana kocaman bir tencere ver bakalım."
Bayan Kaplumbağa, söylenerek kap-kacak dolabını açtı ve büyükçe bir tencere seçip Bay Kaplumbağa'nın önüne adeta fırlatır gibi koydu.
Bay Kaplumbağa, torbadan çıkardıklarını tencerenin içine doldurdu...Bayan Kaplumbağa, biraz şaşkın, biraz kızgın onu seyrediyordu.
Bay Kaplumbağa, tencereyi karıştırmaya başladı...Karıştırdı, karıştırdı...
"I-ıh...Olmayacak," dedi umutsuzca..."Başka tencere yok mu? Şöyle daha büyük bir şey?"
"Ne yapmak istediğini bilmiyorum ki...Yani tam olarak. Gerçekten inanıyor musun sen bu kanat çıkarma işine?" diye sordu Bayan Kaplumbağa.
"Elbette," dedi Bay Kaplumbağa. Kendinden emin görünüyordu. Bu da Bayan Kaplumbağa'yı korkutuyordu...
"Yaşlı bir baykuştan öğrenmiştim bunu. Ormanın en bilge baykuşuydu. Bütün bu malzemeleri karıştırıp, omuzlarıma süreceğim. Her gün azar azar."
Bayan Kaplumbağa, biraz meraklandı...
"E, sonra? Dedi.
Bay Kaplumbağa, kollarını iki yana açıp salladı:
"Sonra...Sonra kocaman kanatlarım olacak işte."
"Şey...Düşünüyorum da...Bir kaplumbağanın uçan bir kocası olması nasıl olur acaba...İyi olur mu?" diye alay etti Bayan Kaplumbağa.
Bay Kaplumbağa, ona aldırmadı. Yaptığı işin bilincindeydi.
"Ah karıcığım!..İyi olur mu da ne demek? Harika olacak. Tüm bayan kaplumbağalar seni kıskanacak, " dedi ve tencereyi alıp banyoya gitti.
Bayan Kaplumbağa da ütü yapmak için ütü masasının başına.
Bir süre sessizlik oldu ama sonra korkunç bir çatırtı duyuldu banyoda.
"Heey, ne yapıyorsun orda?" diye seslendi Bayan Kaplumbağa.
Banyodan cevap gelmedi.
Sonra Bay Kaplumbağa göründü...
"Şey...Çamaşır makinesi hayatım...Biraz parçalandı da..." dedi süklüm püklüm.
Tenceredekileri makinenin içine atıp öğütmek istemişti.
Bayan Kaplumbağa, çığlığı basıp banyoya koştu...Demek güzelim çamaşır makinesi mahvolmuştu?
Zavallı...Koşmasın da ne yapsındı?
 
PARLAK, MAVİ IŞIK
 
Ertesi sabah, bardaktan boşanırcasına bir yağmur başladı.
Bay Kaplumbağa, işyerinde pencereden yağmuru seyrediyordu...
Çalışma arkadaşlarından Kirpi, masasında oturmuş onu gözlüyordu.
"Hey, Bay Kaplumbağa!." diye seslendi.
"Evet?" diye cevapladı Bay Kaplumbağa...Dönmedi, kollarını kavuşturmuş bir durumda yağmuru seyretmeyi sürdürdü.
"Sabahtan beri pencereden bakıp duruyorsun, neyin var?" diye sordu Kirpi.
Bay Kaplumbağa, sakin bir sesle:
"Hiiç," dedi. "Yağmur yağıyor da,"
"E, ne var bunda?"
"Bugün deneme yapamayacağım demektir bu."
"Ha, şu iş...Sahi ne oldu senin kanat çıkarma işi?"
"Devam ediyor. Her geçen gün biraz daha büyüyorlar."
Lafa Köstebek de karıştı. Kirpi ile Kaplumbağa konuşurken o da dinliyordu. Kirpiye göz kırptı. Aklına bir şey gelmişti...
"Göstersene şunları, çok merak ediyoruz," dedi hınzırca.
Kirpi de destekledi bu fikri.
"Hadi göster, göster," dedi tempo tutarak.
Bay Kaplumbağa, dolduruşa gelmek istemiyordu.
"Biraz sabırlı olun, nasıl olsa yakında uçacağım."
Köstebek, küsmüş gibi yaptı:
"İyi, iyi...Göstermezsen gösterme," diye mızmızlandı.
"Nesini göstereyim?" dedi Bay Kaplumbağa..."Daha küçükler."
Köstebek, Kirpinin kulağına eğildi, fısıldayarak:
"Vah vaah. Gerçekten kafayı bozmuş bu. Tüh!" dedi acıyarak.
Tam bu sırada Bay Timsah girdi büroya...
Kirpi ile Köstebek aceleyle işlerinin başına döndüler ve çalışıyormuş gibi yaptılar.
Bay Timsah müdürleriydi ve mesai saatinde dalga geçilmesinden hoşlanmazdı.
"Hava amma da berbat ha," dedi Timsah, ıslak yağmurluğunu çıkartırken..."Nasıl gidiyor işler çocuklar? Yeni bir şey var mı?" diye sordu. Aslında bu, her sabah sorduğu bir soruydu.
Kirpi, aceleyle yanıtladı:
"Yok efendim."
"Güzel, güzel," dedi Timsah, 'e'leri uzatarak. Sonra, pencerenin önünde durmuş dışarıyı seyreden Bay Kaplumbağa ilişti gözüne:
"Nasılsın bakalım Bay Kaplumbağa?" diye sordu yüksek sesle.
Bay Kaplumbağa, yavaşça döndü, saygılı bir tavırla:
"Teşekkür ederim, iyiyim müdür bey. Siz nasılsınız?" dedi.
"Görüyorsun işte. Sudan çıkmış şey gibiyim...Şey gibi..."
Ama 'ne gibi' olduğu bir türlü aklına gelmedi...
"Hani ne derler? Şeyy..."
Bay Kaplumbağa, ona yardımcı oldu:
"Timsah!"
Kirpi ile Köstebek gülmemek için kendilerini zor tuttular. Timsah da bozuldu ama belli etmedi.
"Öyle mi deniyor ona?" dedi, şaşırmış gibi yaparak...Sonra da kendi bürosuna doğru yürüdü...Yürürken de:
"Seni biraz zayıflamış gördüm...Öyle değil mi çocuklar? Bay Kaplumbağa biraz kilo vermiş," dedi.
Bay Kaplumbağa, onu doğruladı:
"Haklısınız efendim. Kanat çıkarıyorum da..."
Timsah, önce onun ne demek istediğini anlayamadı. Sonra aniden olduğu yerde durup Bay Kaplumbağa'ya baktı.
Tam bu sırada gürültüyle bir şimşek çaktı ve Bay Kaplumbağa, parlak, mavi bir ışık selinin içinde kalıverdi.
Görüntüsünde tuhaf bir ürkütücülük vardı!
Sanki...
Sanki...
Her neyse. Nasıl olsa bunu ilerde öğreneceksiniz...
Yalnız şu kadarcığını söyleyeyim, bu tuhaf durum Bay Kaplumbağa'nın epey başını ağrıtacaktı.
 
DERİ SÜNDÜRME ÇALIŞMALARI
 
Aynı akşam...
Bay Kaplumbağa'nın evi...
Bay Kaplumbağa, tavana makaralar asmış, bu makaralardan sarkan iplerin ucuna da çamaşır mandalları takmıştı.
Bayan Kaplumbağa, her zamanki gibi tedirgin gözlerle onu seyrediyordu.
"Ne yapıyorsun öyle?"
"Artık işin sonuna yaklaşıyoruz karıcığım. Benim en büyük yardımcım sen olacaksın. Zaten sen olmazsan böyle bir şeyi asla başaramam."
Bay Kaplumbağa, gömleğini çıkarıp çamaşır mandallarını omuzlarına tutturdu.
"Ayy, acıyor mu?" diye sordu Bayan Kaplumbağa, içi bir tuhaf olmuştu.
"Eh, biraz...Önemli değil. Katlanacağım."
"Böyle derini...Yani kanatlarını sündürecek misin hep?"
"Evet."
"Geceleri de böyle uyuyacaksın, öyle mi?"
"Evet minik kabbuşum. Sadece bu kadarla yetinmeyeceğim tabi. İlerde kendime ağırlıklar da takacağım. Böylece kanatlarım günden güne güçlenmiş, uçmaya hazır duruma gelmiş olacak."
Bir tüpten eline bir miktar krem sıktı, omuzlarına sürdü.
"Balina çubuğu özü...Kanatlara esneklik kazandırmak için," dedi.
 
DOKTOR
 
Bayan Kaplumbağa, kocası işe gider gitmez soluğu doktorda almıştı.
Pos bıyıklı doktor, duyduklarına inanamayıp uzun uzun miyavladı.
"Demek kocanız uçma meraklısı?" dedi hayretle...
"Evet doktor."
"Güzeel!...Güzeel!"
"İlk günler öyle fazla üstünde durmadım bu merakının, her zamanki tuhaf şakalarından sanıyordum. Ama dün geceki davranışları beni size gelmeye zorladı."
"Harika!..Harika!.."
"Kocamın durumu kötü mü doktor?"
"İlginç!..İlginç!.."
"Onu ben de biliyorum. Yani ne olacak kocamın durumu?"
"Uygun bir şey yaparız canım, merak etmeyin...Tuhaf!..Ayrıca ilginç...Hatta şaşırtıcı da diyebilirim. Kendisini uçak sanan bir sürü hastaya rastladım ama böyle kendisi uçmak isteyen bir kaplumbağaya ilk kez rastlıyorum. Harika bir şey bu!.."
"Demek durumu çok kötü? Ne yapacağım şimdi ben? "
"Telaşlanmayın lütfen...Önce neden böyle bir istek duyduğunu araştıracağız. Yani olayın kökenine ineceğiz. Onunla ilgili her şeyi bilmeliyiz. Doğumu nasıl olmuş mesela? Ebe ile arasında neler geçmiş? İlk ciyaklaması, ciyaklarken sesinin tınısı, tonu nasılmış? Annesi sever miymiş? Çocukluğu mutlu mu, mutsuz mu geçmiş? Bütün bunları bilmem gerek. Tabi bu da zaman ister, para ister..."
"Siz parayı düşünmeyin. Yeter ki eşim sağlığına kavuşsun."
"Öyleyse anlaştık...Şimdi gelelim size...Onu kızdıracak, incitecek en küçük bir davranışta bulunmanızı istemiyorum. Yaptıklarını normal karşılayın. Bırakın yapsın...Ne çıkaracaksa çıkarsın. Aksi bir davranış onu şoke edebilir. En önemlisi de, onun bana gelmesini sağlayın. Böyle yemek tarifi verir gibi tedavi olmaz, değil mi?"
"Haklısınız...Haklısınız da, bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Ona, hadi doktora gidelim demek çok zor."
"Niye zor olsun? Ciğerlerini üşütünce nasıl doktora gidiyorsa, kafayı üşütünce de doktora gidilebilir. Unutmayın, bu çok önemli. Her gün yaptıkları hakkında düzenli olarak not tutun ve bana bildirin. Bir fırsatını bulur bulmaz da kanadından tuttuğunuz gibi -yani kolundan demek istedim- hemen bana getirin."
"Peki. Dediğinizi yapacağım."
"Korkmayın. Be neler gördüm, neler. Bu bıyıkları sıcak şömine karşısında uyuklayarak ağartmadık. Merak etmeyin, eşinizi iyileştireceğiz!.."
Doktor kalktı...Bayan Kaplumbağa'yı kapıya kadar geçirdi.
"Ha aklıma geldi...Geçirdiği çocukluk günleri çok önemli. Çocuklukta yaşananlar bütün bir hayatı etkiler," dedi kapı önünde.
Bayan Kaplumbağa, çıkarken elini uzattı:
"Anladım, hoşça kalın," dedi ve Doktor elini sıkarken patisinin ne kadar yumuşak olduğunun farkına vardı...
Ama bu aldatıcı bir durumdu tabi...Bütün kediler gibi doktorun da patileri yumuşacıktı. Ancak, içinde sivri ve müthiş keskin tırnaklar gizliydi!
"Güle güle" dedi Doktor, en şefkatli mırıldanmasıyla...
Ve Bayan Kaplumbağa çıkar çıkmaz kapıyı sıkıca kapatıp masasının altından üç tekerlekli bir bisiklet çıkardı.
Sonra da üstüne binip:
"Vort...vort...ınn...ın...düüüt..." diye bağırarak odanın içinde gezinmeye başladı!..
Zavallı doktor!
Bu şaşırtıcı durumu onun gibi değerlendirirsek, acaba çocukluğunu doğru dürüst yaşayamamış mıydı? Üç tekerlekli bir bisikleti bile olmamış mıydı?
 
KANAT ÇIKARMAK ZOR İŞTİR...ÜSTELİK KİMSE SİZE İNANMAZ
 
Bay Kaplumbağa'nın kanat çıkardığını duymayan kalmamıştı işyerinde...
Sadece biri dışında; Müdür Timsah. Henüz o bundan habersizdi.
Kirpi ile Köstebek bu durum eğlence haline gelmişti.
Her gün, "Nasıl gidiyor kanat çıkarma işi?" diye alay ediyorlardı.
Bay Kaplumbağa da her zaman:
"İyi gidiyor. Az kaldı, diye cevap veriyordu onlara.
Bu sabah da öyle olmuştu işte.
Köstebek, uçup uçmadığını öğrenmek istiyordu onun.
"Henüz değil," dedi Bay Kaplumbağa.
Müdür Timsah gelmeseydi, alaylarını sürdüreceklerdi bir süre daha.
"Günaydın," dedi Timsah, gülümseyerek ve testere gibi dişlerini göstererek...
Bay Kaplumbağa, saygıyla selamladı onu:
"Hayırlı sabahlar, hoş geldiniz," dedi.
"Hoş bulduk. Bayan Kaplumbağa nasıl bakalım, ha?"
"Teşekkür ederim efendim. Karım çok iyi. Çoktandır evinizi ziyaret edemiyoruz. Bayan Timsah kusurumuza bakmaz umarım?"
"Yok canım, ne kusuru? Nasıl olsa bir gün gelirsiniz."
"Şey efendim...Bir süredir...Yani epey bir süredir evden çıkamaz olduk. Şu kanat çıkarma yüzünden. Tabi benim yüzümden karım da eve kapanıp kaldı mecburen..."
Timsah'ın kulağına bazı şeyler gelmişti ama üstünde durmamıştı bunun.
Şimdi böyle açıkça Bay Kaplumbağa tarafından dillendirilince, iyice meraklandı. Neyin nesiydi bu kanat çıkarma işi?
"Ya? Anlıyorum, anlıyorum," dedi düşünceli bir tavır takınarak ve ekledi: " Seninle şu kanat çıkarma işini bir konuşsak diyorum...Hani ne derler? İnsanlar konuşa konuşa da, hayvanlar şey ede ede...?"
"Koklaşa koklaşa..."
"Evet...İşini bitirince odama gel."
"Emredersiniz."
Timsah, odasına geçer geçmez telefon çaldı. Arayan Bayan Kaplumbağa'ydı.
"İyi günler Bay Timsah. Ben Bayan kaplumbağa. Konuşmamızdan eşimin haberi olmasın lütfen," diyordu.
"Anladım," dedi Timsah..."Bir şey mi vardı?
"Son günlerde kocam tuhaf şeyler yapıyor Bay Timsah. Beli siz de farkındasınız bunun. Çok korkuyorum. Lütfen bunu kendisine hissettirmeyin. Bunu doktoru istiyor. Durumu büsbütün kötüleşebilirmiş."
"Yaa?"
"Yaa...Sizi rahatsız ettim. Şirkete gelme isterdim ama kocam kuşkulanır iye korktum."
"Anlıyorum, anlıyorum. Merak etmeyin siz."
"Bayan Timsah'a saygılar."
"İletirim. Güle güle..."
Timsah telefonu kapattığında kapıda Bay Kaplumbağa göründü.
"Önemli bir şey mi efendim?"
Timsah şaşkınlığını belli etmemeye çalışıyordu.
"Yok canım. Öyle, sıradan, adi, zavallı bir telefon işte. Ne yaptığını bilmiyor...Hem, telefon da telefon olsa...Öhö!..Neyse, biz işimize bakalım. Ne istemiştiniz?"
"Aman efendim, beni çağıran sizdiniz."
"Ya, öyle mi? Evet...Neyse...Sonra konuşuruz."
Bay Kaplumbağa, saygıyla eğilerek geri döndü ve odadan çıktı. Müdürünün kafasının ne kadar karışık olduğunu düşünüyordu...Ee, müdür olmak kolay değildi tabii...
Timsah ise oldukça tedirgindi. O da Bay Kaplumbağa'nın hastalığının - belki de bu sanıldığından da ciddi bir hastalıktı- bulaşıcı olup olmadığını düşünüyordu.
Zaten titiz, devamlı kendini dinleyen, hastalık hastası birisiydi...Şimdi bir de bu çıkmıştı!
"Ooof...Of" tu!.
Bay Kaplumbağa'nın odaya girmesiyle çıkması bir olmuş, bu da Köstebek ile Kirpi'nin dikkatini çekmişti.
"Aa, ne çabuk konuştunuz?" diye hayret etti Kirpi.
"Ne yazık ki konuşmadık. Doğrusunu isterseniz ne konuşacağımız konusunda da en ufak bir fikrim yoktu. Niye böyle davrandığını anlamış değilim yani..."
"Canım anlasana...Bizim gibi o da merak ediyor senin uçma işini."
Köstebek de karıştı lafa:
"Onunla konuşmadınız, bari bize anlat şunu. Ne zaman başladın? Bu istek ne zaman uyandı sende?"
"Uzun hikaye."
"Televizyon dizileri gibi mi? İki yüz elli bölüm sürmez herhalde? "
"O kadar da değil."
"Anlat öyleyse. Nasıl olsa zamanımız bol."
Bay Kaplumbağa, bu kadar ısrar karşısında dayanamayıp pes etti...
"Peki..Peki," dedi ve anlatmaya başladı..."Bir gün bizim zıp-zıp tavşanla bahse tutuştuk..."
"Yine mi?"
"Hayır. Bu başka yarıştı. Kazanamadım.
"Olur şey değil."
"Evet, kazanamadım. Ama önemli olan bu değil."
"Nasıl değil? Bu hayvanlar aleminin en ünlü yarışıydı. Yani ilk yarış. Nice hikayelere, şiirlere, çizgi filmlere konu olmuştu. Okullarda sık sık öğretmenler tarafından anlatılırdı..."
iği
Ekstralar
 




Web'te Türkçe

 
 
Bu web sitesi Bedava-Sitem.com ile ücretsiz oluşturuldu. Siz de kendi web sitenizi ister misiniz?
Ücretsiz kayıt ol